Günün Tüm Haberleri   |   Gazete Birinci Sayfaları   |   Giriş sayfam yap   |   Favorilere ekle   |   Hakkımızda   |   Künye   |   İletişim   |   Sitene haber ekle   |   RSS
 
  5 Ekim 2026 Pazartesi  
 
   
   
 
Saruhan Özel

s.ozel@zaman.com.tr    
Müşteri şikâyet ediyorsa bankacılık iyidir!
 E-posta ile gönder Yazdýr Facebook Google TwitThis StumbleUpon del.icio.us Reddit NewsVine Ma.gnolia Technorati Digg Mixx
30 Mayıs 2012 Çarşamba   Yazý Boyutu

1 ay kadar önce uluslararası bir kurumun İstanbul'da düzenlediği bir tartışma toplantısına (roundtable) katıldım. Konu Türkiye ekonomisiydi. Reel sektör ve bankacılığı temsilen çok değerli üst düzey yöneticiler katıldı ve görüşlerini aktardılar.

 

Toplantı sırasında enerji ve bankacılık sektörlerindeki iki güzide şirketin iki değerli yöneticisi arasında güzel bir görüş alışverişi oldu. Tartışma görünürde bir sorunun aktarımı gibi olsa da aslında Türkiye ekonomisinin ne kadar iyi durumda olduğunun güzel bir göstergesiydi.

Tartışılmakta olan sektör enerji olunca doğal olarak proje kredileri gündeme geldi. Bize sektörü ve şirketini çok güzel aktaran CEO, Türkiye'de aslında proje kredisi olmadığını söyleyerek bankalardan yakındı. Proje kredisi uzun vadeli, teminat olarak projenin kendisini kabul eden ve makul maliyetlerde bir finansman demekti ama bunu Türkiye'de bulmak zordu. Böyle olunca şirketler çok daha fazla teminat sağlayarak ellerini taşın altına sokmak zorunda kalıyor ya da finansmanın önemli bir kısmını ortaklıklarla temin ediyorlardı. Halbuki gelişmiş ülkelerde rahatlıkla 10-15 yıl vadelerde "projenin kendisine" ve çok düşük "reel" faizlerle verilen proje kredileri bulunabiliyordu.

Bu doğrultuda haklı denebilecek bu yakınmaya bir bankanın genel müdür yardımcısı açıklama getirdi. En büyük fonlama kaynağı olan mevduatlarının vadesi zar zor 1 ayı geçen bankalar bunu ancak limitli bir şekilde uzun vadeli kredilere dönüştürebilirdi çünkü mevduatlarının vadesi geldiğinde çekilebileceğini hesaba katmaları gerekirdi. En başta düzenleyici otoritenin bunu engelleyen kısıtları vardı. O nedenle daha ziyade yurtdışından bulabildikleri uzun vadeli (döviz) fonları sektöre yönlendiriyorlar ama Türkiye'nin kredi notunun ve global krizin yükselttiği maliyetleri de müşterilerine aktarmak zorunda kalıyorlardı. Projelerde son derece seçici davranıyorlar ama doğru olduğunu açıkça gördükleri projelerin "kendisine" krediyi vermekten çekinmiyorlardı. Bu tartışmayı daha da ilginç kılan, CEO'nun her şeye rağmen Türkiye'de enerji sektörünün ne kadar büyük potansiyeli olduğunu ve şirketinin de ne kadar başarılı olduğunu göstermesiydi.

Kıssadan hisse: Bankalar projenin getirisi kadar risklerini de hesaba katıyor ve doğru yönetmeye çalışıyorlar. Ayrıca risk primini de fiyatlara yansıtıyorlar. Bunlar müşterilerin hoşuna gitmiyor. Ama yine de doğru projeler yapılabiliyor ve yüksek maliyetlere rağmen iyi getiriler elde edilebiliyor. Bankalar yüksek risk primi ile artan kârlarını sahiplerine dağıtmayıp sermayelerine ekleyerek hem daha fazla kredi verecek hale geliyor hem de gelecekte batabilecek kredileri hazmedebilecek hale geliyorlar.

Bu hoş tartışmayı 2008 yılından önce dinlesek belki bu kadar anlamlı olmazdı. Global kriz öncesinde gelişmiş ülkelerde herkes bankalardan memnundu çünkü kolayca, düşük maliyetlerde kredi veriyorlardı. Kredi ile fonlama faiz farkını düşük tutup yüksek sürümle kârlılıklarını artırmaya çalışıyorlar ama onu da bünyede tutmayıp dağıtarak mümkün olan en düşük sermaye büyüklüğü ile iş yapıyorlardı. O dönemin Türk bankalarıyla kıyaslandığında beşte bir düzeyindeki zayıf sermaye yapısıyla mevduatlarının çok çok üzerinde, dünyanın her yanından gecelik (toptan) fonlama yapıp uzun vadeli kredileri finanse ediyorlardı. Ama krizle birlikte ortalık karışınca kısa vadeli fonlamalarını kaybediverdiler. Sermayeleri fonlama zararlarını ve kredi batıklarını karşılayamadı. Bugüne kadar 2,1 trilyon $ zarar yazdılar, bu bankalara çoğu devletten olmak üzere 1,6 trilyon $ sermaye kondu. 440 bin bankacı işini kaybetti.

KOBİ'lerde de aynı durum söz konusu

Bugünlerde Türkiye'de bankalar yine, bu sefer de KOBİ'lere, yeteri kadar kolay ve düşük maliyetlerde kredi vermedikleri için eleştiriliyorlar. Halbuki, özellikle son yıllarda KOBİ'lere ciddi miktarlarda kaynak aktarımı söz konusu. KOBİ kredileri her segmentte dengeli bir şekilde 2007-2011 döneminde yılda ortalama % 22 arttı (Grafik 1). 2011 yılı sonu itibarı ile bankalar toplam kredi portföylerinin dörtte birini KOBİ kredilerine ayırmış durumdalar (Grafik 2). 2012'nin ilk çeyreğinde Avrupa'daki krizin şiddetinin artmasıyla KOBİ kredileri yatay seyre geçti ama bu yılki % 18'lik büyüme tahminim doğru çıkarsa KOBİ kredileri 2009 sonuna göre neredeyse üç kat büyümüş olacak. Üstelik böyle dünyada büyük bir krizin yaşandığı ve para otoritesinin bankaların kredi hızını düşürme amaçlı olarak fonlama maliyetlerini yükselttiği bir dönemde.

KOBİ'lere olan bu ilgi elbette boşuna değil. Bankacılıktan yeterince faydalanamayan bu kesim bankalara daha yüksek marjlı ama risklerini daha küçük kredilerle daha fazla müşteriye dağıtabilecekleri bir bankacılık imkânı sağlıyor. Perakende bankacılıkla sinerjisi büyük. Krediler daha yüksek marjlı çünkü büyük şirketler kadar kurumsal olmayan KOBİ'lerin bilançoları onlarınki kadar şeffaf ve güçlü değil. Belki şirket sahiplerinin varlığı çok ama şirketteki sermaye düşük. Bu zayıf sermaye yapısı risklerini doğru yönetememeleri durumunda büyük sorun ve özellikle Türkiye gibi dinamik bir ülkede hele KOBİ kesiminde riskleri doğru yönetmek de zor. Bankalar doğal olarak bu riskin primini almak ve mümkün olduğu kadar yüksek teminatlarla çalışmak istiyorlar. Bunda da başarılı oldukları görülüyor çünkü global krizin ekonomiyi en çok vurduğu 2009 yılı haricinde sorunlu KOBİ kredisi oranı oldukça düşük seyrediyor (Grafik 3). 1 Temmuz'da Basel II mevzuatına geçişle birlikte, özellikle bilançolarını daha şeffaf hale getirip güçlendirebilen KOBİ'ler, bankalara daha az kanuni yükümlülük yaratacağı için, daha düşük maliyetle borçlanabilecekler.

Tüm bunlara rağmen KOBİ'ler bankaların kendilerine yeteri kadar cömert olmadıklarını düşünüyor olabilirler ve belki gerçekten de haklıdırlar. Ama 1 ay önceki tartışma toplantısında yaşanan anekdotu hatırlarsak, böyle olması belki herkes için daha iyi. Asıl bundan değil, aksi durumdan endişe etmek gerekir.

Zaman

Bu yazý 2289 defa okunmuþtur. Yazdýr   Önceki sayfa   Sayfa baþýna git  
  Toplam yorum 0   Onay bekleyen 0  


Yorumunuz editörlerimiz tarafýndan incelendikten sonra yayýnlanacaktýr.
 

Bu yazý henüz yorumlanmamýþ...


 Yazarýn Diðer Yazýlarý
 
   PİYASALAR     
       
  49,1596   54,9806  
       
  12.270,180   6.525,6550  
   GÜNÜN MANŞETLERİ     
 
Günün tüm haberleri »
   BASIN TOPLANTISI & AJANDA     
  • Ekonomi
    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk
    Ceylan Intercontinental
    4 Haziran 2012 Pazartesi
    Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) Buluşmaları devam ediyor... Bu kapsamda 7 Haziran 2012 Perşembe günü Çalışma ve Sosyal Güvenlik...
  • Eğitim
    Türk Eğitim Vakfı
    Kuruçeşme Divan Otel
    4 Haziran 2012 Pazartesi
    Türk Eğitim Vakfı (TEV)’nın 2012-2013 eğitim yılında yurt dışında yüksek lisans ve üst ihtisas yapmaya hak kazanan 74 genç...
  • Otel Yöneticiliği Lisans Programı,
    Hüsnü Özyeğin
    The Marmara
    4 Haziran 2012 Pazartesi
    Alanında Türkiye’nin ilk ve tek akademik programı olma özelliğine sahip Özyeğin Üniversitesi (ÖzÜ) Otel Yöneticiliği...
   İŞTE KULİS     
   YAZARLAR     
Ali Ağaoğlu
Matadorlar piyasaların canını sıkacak
“İspanya yardım için ne zaman başvuracak?” Ekim ayının sorusu ...
   E-POSTA LİSTESİ     
Listemize kayıt olun, finans dünyasının gelişmeleri e-postanıza gelsin.
   ANKET     
En iyi kredi kartı hangisi?
Axess
Bonus
Maximum
World
Ziraat
 Sonuçlarý göster   
   FACEBOOK     
 
 
   

YASAL UYARI : www.istefinans.com sitesinde ve sitenin içinde yer alan haberler ve yazarların, yorum, görüş, öneri ve raporları "Yatırım Danışmanlığı" kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, Aracı Kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.

 
 
     
 
HABER   Ekonomi | Borsa | İş dünyası | Altın | Kulis | Gündem | Röportaj | Spor
FOTO GALERİ   Finans | Yaşam | Magazin | Otomobil | Teknoloji | Borsa | Karikatür | Haber
VİDEO GALERİ   Finans | Gündem | Borsa | Yaşam | Yatırım | Ekonomi
ETİKETLER   Almanya | SPK | Başbakan Yardımcısı Ali Babacan | Barclays | Standard Chartered | Ali Ağaoğlu | Fikret İnan | personel
İŞTE FİNANS   Tüm Haberler | Gazeteler | Giriş sayfam yap | Favorilere ekle | Hakkımızda | Künye | İletişim | Reklam | Sitene ekle